Son Haberler

Akrostiş Sanatı Nedir?

-
Eylül 11, 2022
Akrostiş Sanatı Nedir?

Sanıldığı gibi akrostiş sanatı yalnızca Batı edebiyatında kullanılmamıştır. Doğu edebiyatında da, bizim ulus edebiyatımızda da, Tanzimat edebiyatında da kullanılmıştır. Köken olarak baktığımızda ismi Fransızcadan kazanç ama Arap ve Fars edebiyatında akrostişe, muvaşşah ya da istihrac da denir.

Akrostiş Nedir?

Cem Dilçin, “ Her dörtlüğün ilk harfi, yukarıyadan alta doğru okununca bir ad çıkacak biçimde tertip edilmiş şiire denir” diye tarif etmiştir akrostiş sanatını; hemen hemen aynı tanımı veren Atilla Özkırımlı laflarına şu biçimde devam etmiştir “…hemen belirtilmelidir ki bu tanım, akrostişin günümüzdeki misalleri göz önünde yakalanarak yapılmıştır.” 

Atilla Özkırımlı’nın araladığı kapıdan bakalım bir; akrostiş yalnızca şiirinin mısralarının ilk seslerinin bir araya gelmesinden biçim almıyor . Bu yalnızca akrostişin bir çeşidi.

Akrostişin tarihi çok daha öncekidir ve ilk kelimenin ilk harfi kaideyi çok sık kullanılan bir akrostiş çeşididir yalnızca. Oysa bunun çıkıldığı da olmuştur. Mısraların son kelimesinin de akrostiş yapıldığına tesadüfülmüştür, mısraların ikinci,  üçüncü, dördüncü…  kelimelerinin de. 

Akrostiş Sanatının Tarihi

Akrostiş sanatı ne zamandır edebiyatta var? Bize nereden nasıl geldi ?, bu sualleri yanıtlayacağız bu başlıkta. 

En daha önceki misallerde , yazılan alfabenin evvel alt alta yazılıp daha sonra ona uygun dize yazıldığını söyler Atilla Özkırımlı. Nitekim bu cins bir sıralamaya İbranî mezamir dini bir metin ve daha önceki dinsel metinlerde rastlanmaktadır.

Akrostiş gibi bir sanatın daha önceki dinsel metinlerde kullanılmasının en ehemmiyetli sebebi metni kolay ezberletmektir. Nitekim edebiyatta şiirin de çıkış yeri dinsel metinler / ilahilerdir. Akrostiş sanatı, ezberlemeyi bir nebze daha kolaylaştırdığı için Batı kaynaklı daha önceki dini metinlerde çok sık görüyoruz akrostiş sanatını.

Batı tarafında baktığımızda akrostiş sanatının varlığını Antik Yunan’a kadar çekebiliyoruz. Yunanistan’da Ennius’un vefatı M.Ö 168 akrostişlerini görebiliyoruz. Daha ileri gittiğimiz de İskender yarıyılında yazılmış akrostiş şiirlerine tesadüfüyoruz.

Akrostiş dini tesirden muhtemelen İskender zamanında da çıkmıştı ama asıl haliyle acemi aşk şiirlerinin bırakılmazı olma gidişatına orta çağ Avrupa’sında girdi. Orta çağ Avrupa’sında ve 17. asrın Fransa’sında özellikle şövalye ruhu, sevgilinin ismini ebedileştirmeye müteveccihti. O zamanların edebiyatı, sevgilinin ismini somutlaştırmaya müteveccihti.  Çağlar evvel dinsel içerikli şiirlerin ezberlenmesinde bir  vasıta olarak kullanılan akrostiş, çağlar sonra orta çağ Avrupa’sında acemi aşıkların aşk şiirlerinde karşımıza çıkıyor. Türk edebiyatında daha doğrusu Türk şiirinde tesadüfülen akrostiş misalleri de aşk şiirlerinde kullanılan akrostiş olarak biliniyor. Başka Bir Deyişle Türk şiirindeki akrostiş misalleri, Batı’nın akrostiş aşk şiirlerinden gelmedir. Yalnız genelde acemi şairlerin acemice yazdıkları bu aşk şiirlerindeki akrostişler ne kadar edebî değer taşır ya da ne kadar estetiktir müzakere mevzusu. Büyük şairlerin, artık olağanlaşan şairlerin vurucu şiirlerinde akrostiş kullanılmadığına göre akrostişli  aşk şiirlerinin Türk edebiyatı için bellekte kalmadığı belirlidir. Bu bakımdan usta kalan akrostiş misalleri başka  cinslerde başka alanlarla yazılmıştır. Misalin  divan şiirinde akrostiş sanatının kullanım alanı gerçekten de afallatıcıdır. Lakin biraz mana çerçevesinde baktığımızda divan şiirinin görsel kumpasa önemsediğini göz önüne aldığımızda akrostiş çok değişik emellerle kullanılabilir ki nitekim de kullanılmıştır. Orhan Şaik’in Ülkü mecmuasında Türk Edebiyatında Akrostiş isimli yazısından aldığımız alıntı sanırım ne demek istediğimizi bütün olarak söyleyecektir:

“İlk evvel işbu kasidenin beyitlerinin kırmızı ile gösterilen ilk harflerinde, ol müddetin padişahının niteliklerini  ve ismini bildiren bir kıta çıkar ki kasidenin sonuna yazılmıştır. Bu kasidenin beyitleri o kıtanın harfleri rakamıncadır. … İkinci dörtlüklerde yeşille yazılan harflerden padişahın tahta çıktığı tarih bilinir.”

Orhan Şaik Gökyay bu açıklamaları ve buna benzer misalleri sürdürmüş.  Görüldüğü gibi divan şairi bu işe biraz da hayal eforunu kullanarak ortaya bir görsellik çıkarmış. Bu bakımdan Cumhuriyet edebiyatında şairlerin acemi Fransız aşk şairlerine öykünerek yazdıkları akrostişli şiirlerinden ayrı yakalamak gerekli daha önceki edebiyatta akrostişi. Orhan Şaik Gökyay aynı zamanda akrostişin ne zaman edebiyatımıza girdiğini bilemediklerini, bizde akrostişle alaka bir çalışmanın Batı devletlerindeki gibi yapılmadığını dile getiriyor. Lakin daha önceki edebiyat misallerinde akrostişin nasıl kullanıldığını görebilme uğrumuz var kaynaklardan, yalnızca derli toplu bir çalışma bulunmuyor elimizde. Ayrıca akrostişin ulus edebiyatında da çok hoşlanılan bir cins  olduğunu unutmamak gerekli. Cumhuriyet yarıyılında Konya bölgesinde çıkan “Babalık” isimli bir mecmuada bile akrostişli misallere tesadüfüyoruz.

Daha Önceki Türk Edebiyatında ve Ulus Edebiyatında  Akrostiş Sanatı

Cem Dilçin, Misallerle Türk Şiir Balakası isimli eserinde akrostiş sanatını iki başlıkta değerlendirmiş:

a. Mısraların ilk harflerinden ad çıkan akrostiş misalleri

b. Mısraların ilk harfi Arap alfabesine göre tertip edilen akrostişe misaller

Elbette akrostiş misallerinin bütün olarak incelendiği ya da yalnızca bu kadar sınıflandırma olacağını kabul edemiyoruz. Misalin yeni edebiyat mevzularını ele almadı bu yapıtında Cem Dilçin. Edebiyat tarihinde bir gizem olarak kabul edilen  Sezai Karakoç’un aşkını yazdığı Mona Rosa’da hoşlandığı kadının baş harfleri olan “MUAZZEZ AKKAYA” vardır. O şiiri hem akrostiş misali için verelim hem de akrostişin yalnızca her dörtlüğün başındaki harflerden değil dizelerinde/ beşliklerinde kısaca bend başındaki harflerden de yapıldığına dair delilimiz olarak sunalım:

MONA ROSA

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.

Kanadı kırık kuş acıma ister.

Ah senin suratından kana batacak.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

*

Ulur aya karşı lekeli çakallar,

Korkak korkak bakar tavşanlar dağa.

Mona Rosa bugün bende bir hal var.

Yağmur kocaman kocaman düşer toprağa,

Ulur aya karşı lekeli çakallar.

*

Açma pencereni perdeleri çek,

Mona Rosa seni görmemeliyim.

Bir bakışın can vermem için yetecek.

Anla Mona Rosa ben bir deliyim.

Açma pencereni perdeleri çek.

*

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,

Bende çıkar güneş aydınlığına.

Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.

Seni andırdırır her zaman bana.

*

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her barbar çiçekte gurur.

Bir mumun arkasında bilave eden rüzgar,

Işıksız ruhumu sallar da durur.

*

Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi.

*

Ellerinden belli olur bir kadın,

Denizin dibinde dolaşıyor gibi.

Ellerin, ellerin ve parmakların.

*

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin düşüne,

Bakma acayip acayip göğe bu kadar.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

*

Akşamları kazanç incir kuşları,

Konarlar bahçemin incirlerine.

Kiminin rengi ak kiminin sarı.

Ah beni vursalar bir kuş yerine.

*

Akşamları kazanç incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında.

Hayatla doldurur bu boş yelkeni.

O masum bakışların su kenarında.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

*

Küskün küskün bakma suratıma Rosa.

Henüz dinlemedin benden türküler.

Benim aşkım uymaz öyle her saza.

En hoş şarkıyı bir mermi söyler.

*

Küskün küskün bakma suratıma Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,

Dinle ve kabul et itirafımı.

Bir soğuk, bir mavi, bir esrarengiz sancı

Alev alev sardı her tarafımı.

*

Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak,

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niye yaşarmış.

*

Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kuş tüyüne.

Bir tüy ki can verir tebessümsen,

Bir tüy ki kapalı geceye güne.

*

Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.

Kanadı kırık kuş acıma ister,

Ah senin suratından kana batacak.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Cem Dilçin’in a maddesinde dediği gibi mısraların başındaki harflerden ad çıkarma akrostişine daha önceki edebiyattan misal verelim; yalnız şunu anımsatmak gerekir ki Arap alfabesine göre bir dizim mevzubahisidir ve genelde şarkı nazım biçimlerinde misaline tesadüfüyoruz akrostişin:

Firkatin aldı bütün neşve vü tâbım bu gece

Ağlamaktan yeniden zehr oldu şarâbım bu gece

Taştı peymâne-i gam kalmadı şekvâya mecâl

Mihverimde gezer leşker-i endûh u melâl

Hep senin aşkın ile böyle harâbım bu gece

Buradaki akrostiş ismi “Fatma”’dır. Fatma, Arap alfabesine fe, elif, tı, mim, e ile yazılır. “Hep” kelimeyi “hoş h” diye adlandırılan bir harf ile karşılanır ve bu da laf sonuna geldiğinde “e, a” okunur. Bu bakımdan daha önceki edebiyat akrostişini Latin harflerinden görmek güçtür. Divanlarda genelde şairler akrostişi fark ettirmek için bu harfleri renkli mürekkeple yazmışlardır.

Cem Dilçin, b şıkkına yazdığı mısraların ilk harfi Arap alfabesine göre tertip edilen akrostişe misaller kategorisinde fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün kalıplı kalıbın ilk sarih hecesinin akrostişle alfabe verdiği şu misali vermiş :

NEŞÎDE-İ MEVLEVÎYÂNE

elif Elf elfî nemedir ey rehvâr

Kuşanan doğru eylesin ikrâr

*

be Be bu bin bir güne işarettir

Ki olur hidmetinde leyl ü nehâr

*

Te Te temâmı o hidmetin teslîm

Adedi deh rızâdır eyle şümâr

*

Peltek Se Se Sevâkıb menâkıbı okusun

Nev- niyâz-ı tarîka-i hünkâr

ye Yâ yazıp hâme-i şikeste-sayı

Bu da ihvâna oldu bir âsâr Esrar Dede

ANEKDOT: Sıradanda bu şiirde tüm Arap alfabesi işlendi ama biz kısaltarak aldık. Görülmesini istediğimiz şey, akrostişin alfabe saymak için kullanılması. Burada da sanıyoruz ki şiirin ezberletme kolaylığının verdiği bir kolaylığı kullanmak amaçlanmış.

Aynı cins misal ulus edebiyatında da tesadüfülüyor.  Konyalı Şem’i’nin bu biçimde bir epopeyi bulunmakta ve biz bu epopeden birkaç mısrayı örnekliyoruz:

ATALAR LAFI

be Bizleri yok iken var eden oldur

pe Pervaneyi yakıp nâr eden oldur

te Tamam adem ile doldu bu dünya 

Temel yakalamadadır her bkocaman halâ

Yaradan’nın emrine kim der ise lâ

Ta’âlâ der-gâhtan kovar demişler KONYALI ŞEM’İ